Şair G. Başak Ekinci, babasının yaşına ithaf ettiği 45 adlı şiir kitabını ve yazıyla kurduğu duygusal bağı bu röportajda anlatıyor.

İnsanın kendisini tanıtması kadar zor bir durum olduğunu sanmıyorum. Çünkü herkes için ve her şeyde tanımım farklıdır. İnsanların günlük yaşamdaki pozisyonlarından ziyade ruhlarıyla tanınmaları gerektiğini düşündüğüm için elle tutulur bir tanım vermekte zorlanıyorum. Özetle, duyguları didikleyen bir yapım olduğunu söyleyebilirim.
Kendimi bildim bileli yazma konusunda iyiyimdir. Hatta sanıyorum ki yaşamaktan çok yazmak, yaşadığımı hissettiriyor bana. Hayatın içinde zihnimin ve hayal gücümün karşılık bulamadığı eksik duyguları, yazarak tamamlamaya çalışıyor olabilirim.
Yazarken özgür olmak ve herhangi bir kaygı gütmemek, bu işi benim için çok daha cazip hâle getiriyor.
Bu benim için hiçbir zaman planlı bir yolculuk olmadı. Kendimi yazının içinde buldum diyebilirim. Ancak şunu da yadsımamak gerekir ki gen aktarımı bu konudaki en büyük talihim. Ailemde sanatla ilgilenen birçok kişi var:
Muhittin Sebati – Büyük dedem; ressam ve heykeltıraş
Cengiz Toprak – Büyük dayım; şair
Dengiz Toprak – Büyük dayım; ressam
A. Yavuz Oruç – Dayım; yazar
Muhittin dedem dışında diğer büyüklerim de benim gibi farklı meslekler icra ederken sanatla iç içe yaşamış insanlar. Şairlik, yazarlık ve resim onlar için de hayatın bir parçası olmuş.
İçimdeki alev topu diyebilirim. Her an, her şeyden etkilenip yazıya dökebilirim. Dış dünyadaki gözlemlerimi, temaslarımı ve deneyimlerimi içimde oldukça yoğun ve abartılı biçimde irdeleyip oradan ansızın çıkan kelimeleri kağıda dökmek benim işim.
Var olduğumu en çok hissettiğim yer yazmak olduğu için sanırım bu benim için bir ihtiyaç.
“45” adlı kitabımın ismi, babamın vefat ettiği yaşa bir atıf. İçeriği ise yıllar boyunca yazdığım şiirlerden bir seçki. Daha çok soyut kavramlar üzerinden kelimelerle oynadığım, duyguların farklı biçimlerde ifade edildiği bir derleme diyebilirim.
Aslında kimseye yazmıyorum. İçimi dışarıya döküyorum. Bu nedenle yazdıklarım, denk gelen herkese hitap edebilir. Kim kendinden bir parça bulursa, o okuyucumdur.
Evet. Şu anda planladığım birkaç proje var: İçerikleri farklı iki şiir kitabı, kızımla birlikte hazırladığımız bir çocuk öykü kitabı ve üzerinde düşündüğüm bir roman.
Okuyucuların kendi kalplerini hissetmelerini isterim. Acı, neşe, hayal kırıklığı, hüzün, mutluluk, coşku, tutku, merhamet… İçlerinde hangi duygu varsa onu bulsunlar. Eğer bunu başaramazsam, benim için bu kitabın tek kazancı, kendi içimi kâğıda dökülmüş bir kitap olarak elimde tutabilmek olur.
Fikrimin olduğu her konuda yazabilirim. Bir konu verin, araştırıp öğreneyim; oturup bir makale de yazabilirim. Çocuklar için birçok hikâye yazabilirim. Ancak beni en çok tatmin eden yazma biçimi, planlı ve programlı değil; anlık gelen kelimeleri döktüğüm şiirler ve şiirimsiler. Yine de hangi tür olursa olsun, yazarak kendimi ifade etmek her zaman büyük bir keyif.
Mustafa Babayiğit, Gözlerim Isıtır Ellerini kitabının hikâyesini, şiire geç başlayan yolculuğunu ve yazmayı neden bir ihtiyaç olarak gördüğünü bu özel röportajda anlatıyor.
Gülnur Karahan, Senden Bana Kalan kitabının doğuş hikâyesini, yazmayı neden bir ihtiyaç olarak gördüğünü ve insanın iç dünyasına dokunan duyguları bu özel röportajda anlatıyor.
Genç şair Ali Çağlar Özgün, Şafağın Şiiri kitabının ortaya çıkış sürecini, ilham kaynaklarını ve şiire bakışını bu özel röportajda anlatıyor.
Metin Şahin, şiirle başlayan iç yolculuğunu, ilham kaynaklarını ve yazmayı neden bir ihtiyaç olarak gördüğünü bu samimi röportajda anlatıyor.