Metin Şahin, şiirle başlayan iç yolculuğunu, ilham kaynaklarını ve yazmayı neden bir ihtiyaç olarak gördüğünü bu samimi röportajda anlatıyor.

Ben Metin Şahin. Hayatın içinden gelen, zorluklarla yoğrulmuş ama umudunu hiç kaybetmemiş bir insanım. Tekirdağlıyım; memur bir babanın ve fedakâr bir annenin en küçük evladıyım.
Şiir benim için bir kariyerden önce bir iç yolculuktur. Yıllar boyunca yaşadıklarım, özlemlerim, sevinçlerim ve kırgınlıklarım mısralara dönüştü. Şairlik benim için bir unvan değil; kalbimin sesini kâğıda emanet etme hâlidir.
Şairlik yolculuğum aslında çocukluk yıllarımda başladı. İçimde her zaman yoğun bir duygu dünyası vardı: Söylenemeyenler, biriktirilenler, özlemler…
Zamanla fark ettim ki kalbimdeki yük yazmadıkça hafiflemiyor. İlk dizelerim bir ihtiyaçtan doğdu. Sonra bu ihtiyaç bir alışkanlığa, alışkanlık ise bir tutkuya dönüştü.
En büyük ilham kaynağım hayatın kendisi. Aile, memleket özlemi, geçmiş, dostluk, kayıplar, umut ve insanın iç dünyası…
Bazen bir sokak, bazen bir türkü, bazen de eski bir hatıra beni yazmaya götürür. Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği de ruhumu besleyen önemli kaynaklar arasında yer alır.
Benim için yazmak bir ihtiyaçtır. Yazmadığım zaman içimde bir eksiklik hissederim. Bu, bir meslekten çok bir gönül işi; bir iç konuşmadır. Tutkuyla bağlıyım ama aynı zamanda ruhumun dengesini sağlayan bir terapi gibidir.
Kitabım; insanın iç dünyasını, geçmişle hesaplaşmasını, sevgiyi, özlemi ve direnci anlatıyor. Hayatın içinden gelen duygular var içinde: biraz hüzün, biraz umut, biraz da sabır… Okuyucunun kendi hayatından izler bulmasını istedim.
Belirli bir yaş grubuna yazmıyorum. Duygusu olan, hissedebilen, satır aralarında kendini arayan herkese yazıyorum. Gençler umut bulsun, yetişkinler geçmişlerini hatırlasın, büyükler ise yaşanmışlıkların kıymetini yeniden hissetsin istiyorum.
Evet, yeni çalışmalarım var. Daha derin, daha olgun ve hayatın özüne biraz daha yaklaşan metinler üzerinde çalışıyorum. Aynı zamanda kültürel değerlerimizi ve geçmişten gelen hatıraları da kaleme almak istiyorum.
Okuyucu kitabı kapattığında “Ben de böyle hissetmiştim.” diyebilmeli. Yalnız olmadığını fark etmeli. İçinde bir umut kıvılcımı yanmalı. Biraz huzur, biraz teselli ve biraz da güç bırakmasını istedim.
Evet, neden olmasın? Hayat tek bir türden ibaret değil. Anı yazıları, kültürel çalışmalar ve deneme türünde eserler yazmayı da düşünüyorum. İnsan yaşadıkça anlatacak çok şey biriktiriyor.
Mustafa Babayiğit, Gözlerim Isıtır Ellerini kitabının hikâyesini, şiire geç başlayan yolculuğunu ve yazmayı neden bir ihtiyaç olarak gördüğünü bu özel röportajda anlatıyor.
Gülnur Karahan, Senden Bana Kalan kitabının doğuş hikâyesini, yazmayı neden bir ihtiyaç olarak gördüğünü ve insanın iç dünyasına dokunan duyguları bu özel röportajda anlatıyor.
Genç şair Ali Çağlar Özgün, Şafağın Şiiri kitabının ortaya çıkış sürecini, ilham kaynaklarını ve şiire bakışını bu özel röportajda anlatıyor.
Meriç Keskin, denizin iyileştirici gücünü, Mavi Sevdam kitabının doğuş hikâyesini ve yazının hayatındaki dönüştürücü etkisini bu röportajda anlatıyor.