Adını bir denizcilik teriminden alan Viya Böyle, yalnızlık, özlem, insan ilişkileri ve yön arayışı gibi temaları merkeze alıyor. Azmi Şahin Şen, bu röportajda kitabının arka planını ve şairlik anlayışındaki dönüşümü okurlarla

Ben Azmi Şahin Şen. Edebiyat dünyasına ilk adımımı Viya Böyle isimli şiir kitabımla attım. Şairlik kariyerimin ilk döneminde doğadan, denizden beslenen; duygusal dizelere yer veren, daha romantik bir çizgideydim. Ancak zamanla ve yaşadığım büyük yol ayrımlarıyla birlikte hem karakterim hem de yazarlık vizyonum tamamen değişti. O eski duygusal, naif şair geride kaldı. Bugün şairliği bir hobi veya boş zaman aktivitesi olarak görmüyorum. Benim için yazarlık, yaşadığım kırılma noktalarından sonra hayata tutunmak adına masaya sürdüğüm son kozum ve asıl mesleğimdir.
Şiirle bağım ilkokul ve ortaokul yıllarında, okul kürsülerinde şiir okuyarak başladı. Zamanla sadece okumakla kalmayıp kendi duygu dünyamı ve gözlemlerimi kâğıda dökmeye başladım. İçimdeki o sessizliği kelimelerle daha güçlü bir sese dönüştürebildiğimi fark ettiğim an, bu yolculuk benim için kalıcı bir hâl aldı.
Sanat dünyasındaki o klasik “ilham kaynağı” anlatısına pek inanmıyorum. Benim bir ilham kaynağım yok. Çünkü yazmak, benim için dışsal bir tetikleyiciye bağlı bir eylem değil. Hayatın kendisi, sokaktaki bir insan, bir sessizlik anı ya da tamamen kendi zihnimin içi… Her şey ve hiçbir şey benim için bir yazma alanına dönüşebilir.
Geçmişte sanatın ulaştığı ruhlara dokunması gerektiğine inanır, ona daha ulvi anlamlar yüklerdim. Ancak zamanla ve deneyimle anladım ki sanatın aslında kimseye doğrudan bir faydası yok. Bu yüzden yazmak benim için artık ne romantik bir tutku ne de soyut bir ihtiyaç. Net bir şekilde ifade etmek gerekirse, sanatı mistikleştirmeyi bıraktım; emeğimin ve üretimimin profesyonel karşılığına odaklanıyorum.
Kitabım Viya Böyle, adını bir denizcilik teriminden alıyor ve rotayı düz tutmayı simgeliyor. Kitabın genelinde yalnızlık, insan ilişkilerindeki sahtelikler, özlem, doğa ve yönünü arayan bir insanın iç dünyası var. Hayatın sunduğu gerçeklerle zihnimizde kurduğumuz o hayal dünyası arasındaki gitgelleri konu alıyor.
Belirli bir yaş grubu, bir kitle sınırlamam veya “şu tarz insanlar beni okusun” gibi bir beklentim yok. Ortada verilmiş bir emek ve ortaya konmuş bir ürün var. İsteyen herkes alsın, okusun. Onlar iyi bir kitap okumuş olsun, ben de emeğimin karşılığını kazanıp yoluma devam edeyim. Benim için süreç bu kadar rasyonel.
Evet, şu an ikinci şiir kitabım üzerinde çalışıyorum. Aslında ilk kitabımda şiire veda etmiştim. Planım, hayatımın yönünü değiştirene, o bahsettiğim nasibimi bulana kadar yazmamaktı. Ancak hayat planladığımız gibi gitmiyor. Yakın zamanda büyük bir yol ayrımına girdim ve bu kırılma noktasından sonra şairlik benim için bir hobi olmaktan tamamen çıktı; hayata tutunmak için oynadığım son kozum, asıl mesleğim hâline geldi. Kaldığım yerden, bu kez daha büyük bir zorunlulukla yazmaya devam ediyorum.
Açıkçası kimsenin bir kitaptan bir şey aldığı falan yok; herkes okuyor ve kaldığı yerden kendi hayatına devam ediyor. Ben okura “bunu alın, hayatınızı değiştirin” diyebileceğim türden didaktik ya da kişisel gelişim tadında şeyler yazmadım. Bir yazar olarak görevimi yaptım, hikâyemi yazdım ve sanatsal olarak bunu icra ettim. Kitap artık benden çıktı. İsteyen istediğini alsın.
Eğer bu işten iyi kazanırsam kesinlikle roman türüne geçmeyi düşünürüm. Ama sıradan bir romandan bahsetmiyorum. Dünyada eşi benzeri olmayan, seri hâlinde ilerleyecek bir hikâye var aklımda. Öyle bir dünya olabilir ki okuyanlar direkt “bunun dizisi çekilmeli” der. Benim için farklı bir türe geçmenin şartı da motivasyonu da budur: Hem sektörü sallayacak kadar benzersiz bir iş üretmek hem de bunun maddi karşılığını tam anlamıyla almak.
Şair G. Başak Ekinci, babasının yaşına ithaf ettiği 45 adlı şiir kitabını ve yazıyla kurduğu duygusal bağı bu röportajda anlatıyor.
Mustafa Babayiğit, Gözlerim Isıtır Ellerini kitabının hikâyesini, şiire geç başlayan yolculuğunu ve yazmayı neden bir ihtiyaç olarak gördüğünü bu özel röportajda anlatıyor.
Gülnur Karahan, Senden Bana Kalan kitabının doğuş hikâyesini, yazmayı neden bir ihtiyaç olarak gördüğünü ve insanın iç dünyasına dokunan duyguları bu özel röportajda anlatıyor.
Genç şair Ali Çağlar Özgün, Şafağın Şiiri kitabının ortaya çıkış sürecini, ilham kaynaklarını ve şiire bakışını bu özel röportajda anlatıyor.